TV+ Logo
Film Haberleri

Sonu Ters Köşe Sürpriz Yapan 20 Film

Güncelleme: 13/10/2025 18dk okuma süresi
image-item

Sürprizlerle dolu bir film gecesine ne dersin? Beyin yakan ters köşe filmler önerilerimizle tahminlerin alt üst olacak ve düşündüğünden çok daha fazlasını keşfedeceksin. Hazır ol, çünkü sonlara doğru hiçbir şey beklediğin gibi olmayacak!

Bazı filmler sadece hikayeleriyle değil, beklenmedik sonlarıyla da sinemaseverlerin favori listelerine yerleşiyor. Öyle ki her şey tahmin edilebilir şekilde ilerlerken, bir anda ters köşe yapan bir gelişme izleyicileri koltuğa çivileyebiliyor. 🙂 Biz de bu yazımızda izleyenleri adeta şoka uğratan ve az bilinen ters köşe filmleri derledik. Gerçekten ne olacağını hiç tahmin edemeyeceğin bu yapımlar, seni hem düşündürecek hem de büyük sürprizlerle dumura uğratacak. Eğer alışık olduğun hikaye akışlarından farklı bir deneyim arıyorsan patlamış mısırını hazırla, özenle hazırladığımız sonu ters köşe filmler listesi seni bekler!

1. Oldboy (2003)

Kore sinemasının en çarpıcı yapımlarından biri olan Oldboy, intikamın, adaletin ve insan doğasının derinliklerine inmeyi başaran bir başyapıt. Yönetmen Park Chan-wook’un ustalığıyla hayat bulan bu film, izleyicisini hiç beklemediği yerlere sürüklüyor. Film, sıradan bir adam olan Oh Dae-su'nun, hiçbir neden olmadan 15 yıl boyunca hapsedilmesinin ardından özgürlüğüne kavuşmasıyla başlıyor. Bu uzun süreli esaretin ardından, intikam almak için ne gerekiyorsa yapmaya karar veren Dae-su, arkasındaki gizemi çözmeye çalışırken kendini bir dizi karmaşık ve şaşırtıcı olayın içinde buluyor.

Oldboy’un en dikkat çekici yönü sahnelerin sadece gerilimle değil, duygusal derinlik ve insan psikolojisiyle de yüklü olması. Film, ters köşe yaparak izleyicisini tamamen şaşırtan bir sona sahip. Eğer psikolojik gerilim ve zekice kurgulanan bir intikam hikayesi arıyorsan, Oldboy finaliyle ters köşe yapan filmler arasında!

2. Fight Club (1999)

David Fincher’ın yönetmenliğini üstlenmiş olduğu Fight Club, tüm zamanların en ikonik ve düşündürücü yapımlarından biri. Chuck Palahniuk’un aynı isimli romanından uyarlanan film, modern toplumun baskılarından kaçmak isteyen bir adamın hikayesini anlatıyor. Başrolde Edward Norton’ın canlandırdığı "İsimsiz Adam", depresyon ve anonim yaşamı arasında sıkışmış bir birey olarak gösteriliyor. Hayatına, Tyler Durden (Brad Pitt) adında karizmatik ve anarşist bir adamın girmesiyle yeni bir yön veriyor. Bu ikili, "Fight Club" adlı gizli dövüş kulübünü kurarak, toplumun dayattığı normlara karşı durmaya başlıyor. Ancak hikaye, çok daha derin bir psikolojik gerilimi ve toplum eleştirisini gözler önüne seriyor.

Fight Club, aksiyon ve gerilim unsurlarının yanı sıra insan doğası, tüketim toplumunun etkileri ve kimlik arayışı üzerine yaptığı derinlemesine analizlerle de sinemaseverlerin en sevdiği yapımlardan. Zekice yazılmış diyalogları, unutulmaz karakterleri ve çarpıcı görselleriyle Fight Club, psikolojik dramaları ve gerilim ters köşe filmleri sevenler için vazgeçilmez bir yapım. Kendi kimliğini, tüketim kültürünü ve toplumun dayattığı roller üzerine düşünmeye hazır mısın? O zaman ters köşe yapan psikolojik filmler nelerdir sorusunun cevabına Fight Club’ı dahil edebiliriz!

3. Se7en (1995)

Yine David Fincher’ın bir başyapıtı olan Se7en, sinemanın en karanlık ve gerilim yüklü filmlerinden biri olarak hafızalarda yer edinmiş durumda. Morgan Freeman ve Brad Pitt’in başrollerini paylaştığı film, iki dedektifin bir seri katilin izini sürmesini konu alıyor. Katil, işlediği cinayetlerde, günahların yedi başlığına dayalı bir "mükafat" anlayışı güdüyor. Dedektif Somerset (Freeman) ve yeni partneri Mills (Pitt), bu cinayetleri çözmeye çalışırken, karşılarında sadece bir katil değil, aynı zamanda insan doğasının karanlık yüzüyle de yüzleşiyorlar.

Se7en, gerilim unsurlarının yanında derin psikolojik analizlerle de dikkat çekiyor. Fincher, her sahnede gerilim dozunu öyle usta bir şekilde yükseltiyor ki, izleyiciyi koltuğuna mıhlanmış bir şekilde, son dakikaya kadar ekranın başında tutabiliyor. Eğer karanlık, derinlikli ve ters köşe yapan bir gerilim filmi arıyorsan, Se7en senin için tam bir başyapıt!

4. Hereditary (2018)

Hereditary, yönetmenliğini Ari Aster’ın üstlendiği ve gerilimle harmanlanmış korku türünün en sarsıcı örneklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Film, Annie Graham (Toni Collette) ve ailesinin, ölen annesinin ardında bıraktığı karanlık sırlarla yüzleşmesini konu alıyor. Başlangıçta aile içindeki sırların yavaşça açığa çıkmaya başlaması, izleyenleri bir duygusal çöküntüye sürüklüyor. Ancak film ilerledikçe, derinlemesine korku öğeleri devreye giriyor ve tam anlamıyla bir kabus halini alıyor.

Hereditary, ters köşe sahneleriyle psikolojik gerilim ve aile travmalarını da izleyiciye sorgulatıyor. Eğer korku sinemasında yalnızca gerilim aramıyor, aynı zamanda karakter derinliği ve psikolojik karmaşıklık da istiyorsan, IMDb ters köşe filmleri arasında da yer alan Hereditary tam senlik!

5. Gone Girl (2014)

David Fincher’ın yönettiği Gone Girl, sıradan bir evliliğin derinliklerinde saklanan sırların ve manipülasyonun ürkütücü bir keşfini sunuyor. Gillian Flynn’ın aynı isimdeki romanından uyarlanmış olan film, Nick (Ben Affleck) ve Amy (Rosamund Pike) Dunne çiftinin kaybolan Amy’nin ardında bıraktığı gizemli izleri çözmeye çalışırken yaşadıkları çalkantılı ilişkiyi ele alıyor. Amy’nin kaybolmasının ardından medyada ve toplumda yaratılan infial, her şeyin göründüğü gibi olmadığını fark ettiriyor.

Gone Girl, gerilim ve dramayı ustaca harmanlayarak izleyenleri sürekli bir belirsizlik içinde tutuyor. Film, karakterlerin psikolojik derinliklerine inerek, kimlik ve güven temalarını sorguluyor. Eğer zekice kurgulanmış, duygusal yoğunluğu yüksek bir ters köşe gerilim filmi arıyorsan, Gone Girl kesinlikle göz atman gereken bir yapım.

6. Memento (2000)

Christopher Nolan’ın yönettiği Memento, zamanın, hafızanın ve gerçeğin karmaşık bir şekilde birbirine bağlı olduğu benzersiz bir hikaye sunuyor. Bir saldırı sonucu hafızasını kaybetmiş olan Leonard Shelby (Guy Pearce), sadece kısa süreli hafızasıyla hayatta kalmaya çalışıyor. Karısının katilini bulmaya odaklanan Leonard, her yeni ipucunda bir adım daha atmaya çalışırken, bir yandan da gerçek ile kurmaca arasındaki ince çizgide sıkışıp kalıyor.

Filmin anlatım tarzı, olayların tersten ilerlemesiyle izleyenleri sürekli bir belirsizlik içinde bırakıyor. Memento, zihinsel bir bulmaca gibi, izledikçe daha da karmaşıklaşan ve her anında yeni anlamlar kazanan bir film. Eğer alışılmadık bir anlatım biçimi ve zekice kurgulanmış bir gerilim filmi arıyorsan, ters köşe sahneleriyle Memento senin için mükemmel bir tercih olacak!

7. Arrival (2016)

Denis Villeneuve’ün yönettiği Arrival, bilim kurgu ve drama türlerini derinlemesine işleyen bir başyapıt. Dünya, gizemli uzaylı gemilerinin farklı bölgelerde belirmesiyle sarsılıyor. Dil bilimci Dr. Louise Banks (Amy Adams), uzaylılarla iletişim kurmak için görevlendiriliyor. Dilin ve iletişimin insan algısına nasıl şekil verdiği, filmdeki en büyük sorulardan biri. Louise uzaylıların diliyle iletişim kurarken zaman, anlam ve bellek üzerine yepyeni bir bakış açısı kazanıyor.

Arrival, bilim kurgu unsurlarını sadece teknolojik keşiflerle değil, aynı zamanda dilin, insanın algılama biçimlerinin ve zamanın felsefi sorgulamalarıyla birleştiriyor. Eğer bilim kurgu ve insan psikolojisi üzerine düşündüren, anlamlı ve katmanlı bir film arıyorsan, Arrival seni şaşırtacak!

8. The Fountain (2006)

Darren Aronofsky’nin yönettiği The Fountain, aşk, ölüm ve sonsuzluk temasını derinlemesine işleyen görsel bir şölen sunuyor. Film, üç farklı zaman diliminde geçen üç paralel hikaye üzerinden, bir adamın sevdiğini kaybetme korkusuyla yüzleşmesini anlatıyor. Hugh Jackman’ın canlandırdığı Tom Creo hem bir bilim insanı hem de aşkını kaybetmeye çalışan bir adam olarak, hem tarihsel hem de gelecekteki dünyalarda varlık buluyor. Üç hikaye, aynı temel temayı farklı şekillerde ele alırken, izleyiciyi varoluşsal sorularla baş başa bırakıyor.

The Fountain, ters köşe diyalogları ve sahneleriyle izleyicilere duygusal açıdan da derin bir yolculuk sunuyor. Film yaşamın anlamını, sevginin gücünü ve ölümle yüzleşmeyi benzersiz bir şekilde gözler önüne serirken, her sahne daha da fazla anlam kazanıyor. Eğer hayatın döngüselliği ve insanın içsel yolculukları üzerine etkileyici bir film arıyorsan, The Fountain senin için doğru tercih olacak!

9. The Skin I Live In (2011)

Pedro Almodóvar’ın yönettiği The Skin I Live In, izleyiciyi rahatsız edici ve düşündürücü bir psikolojik gerilimin içine çekiyor. Film, ünlü bir plastik cerrah olan Dr. Robert Ledgard (Antonio Banderas) ve onun geliştirdiği yenilikçi cilt tedavisini konu alıyor. Dr. Ledgard, bir kadını (Elena Anaya) tecrit altında tutarak, onu çeşitli deneylere tabi tutuyor. Ancak film ilerledikçe, izleyicinin bildiği her şey tersine dönüyor ve karanlık sırlar ortaya çıkıyor.

İzleyici şaşırtan ters köşe yapımlar arasında öne çıkan The Skin I Live In, Almodóvar’ın karakter odaklı anlatımı ve estetik diliyle dikkat çekiyor. Film, bedenin ve kimliğin sınırlarını sorgularken, aynı zamanda intikam, sevgi ve insanlık halleri üzerine derinlemesine bir inceleme yapıyor. Eğer psikolojik gerilim ve insan doğasının karanlık yönleri üzerine düşündüren bir yapım arıyorsan, The Skin I Live In kesinlikle izlemen gereken bir film!

10. A Beautiful Mind Full (2001)

Ron Howard’ın yönettiği A Beautiful Mind, gerçek bir hayat hikayesinden uyarlanmış, zihinsel sağlık, deha ve mücadele temasını derinlemesine işleyen etkileyici bir drama filmi. Film, Nobel Ödüllü matematikçi John Nash'in (Russell Crowe) hayatını konu alıyor. Nash kariyerinde büyük bir başarıya ulaşan bir dahi ancak aynı zamanda şizofreniyle de savaşıyor. Film, Nash’in hayal gücü ile gerçeklik arasındaki sınırları aşan deneyimlerini ve onun bu hastalıkla olan mücadelesini gözler önüne seriyor.

A Beautiful Mind, biyografik bir yapım olmanın ötesine geçerek, insanın kendi zihinsel sağlığıyla mücadelesinin derinlemesine bir portresini de sunuyor. Film başarı, sevgi ve zor bir mücadelenin temasını işlerken, zihinsel sağlık konusunda da farkındalık yaratıyor. Eğer bir insanın azimle hayatını nasıl yeniden şekillendirdiğine tanık olmak istiyorsan, her sahnesinde ters köşe olacağın A Beautiful Mind senin için unutulmaz bir deneyim olacak.

11. The Imposter (2012)

The Imposter, Bart Layton’ın yönettiği gerçek bir hikayeye dayanan ve belgesel ile gerilim türlerini ustaca harmanlayan bir yapım. Film, 1990'larda kaybolan 13 yaşındaki Nicholas Barclay’in, yıllar sonra Fransa'da bulunup, başka bir adam tarafından onun yerine geçilmesi hikayesini anlatıyor. Bir genç Nicholas’ın kimliğine bürünüyor. Ancak gerçek ailesi yıllar sonra karşılaştıkları bu Nicholas’ın aslında hiç tanımadıkları bir adam olduğunu fark etmeye başlıyor.

Film, izleyenleri bir yalanın ve kimlik sahteciliğinin içine çekerken, gerçeğin ne kadar manipüle edilebileceğini gösteriyor. The Imposter’ın en ilginç yanlarından biri ise kimlik, aile bağları ve güven temalarını sorgulatırken, izleyenleri hiç beklemediği bir finalle şaşırtması. Eğer insan psikolojisinin sınırlarını şaşırtıcı bir deneyimle keşfetmek istiyorsan, The Imposter mutlaka izlemen gereken bir film!

12. Snowpiercer (2013)

Bong Joon-ho’nun yönettiği Snowpiercer, distopik bir gelecekte, insanlığın son hayatta kalan üyelerinin bir trenin içinde mücadele verdiği sürükleyici bir gerilim filmi olarak öne çıkıyor. Dünya, küresel iklim değişikliği nedeniyle buzla kaplanmış durumda ve hayatta tek kalan insanlar, sürekli hareket halindeki bir trende yaşıyor. Tren, sınıf ayrımlarıyla bölünmüş, zenginler ve yoksullar arasında büyük bir uçurum bulunuyor. Curtis (Chris Evans), trenin arka vagonlarındaki ezilen insanları yöneterek, zenginlerin bulunduğu ön vagonlara doğru cesurca bir yolculuğa çıkıyor.

Snowpiercer, nefes kesen aksiyon dolu sahnelerinin yanı sıra toplumsal sınıf, eşitsizlik ve hayatta kalma mücadelesi gibi derin temalarla da dikkat çekiyor. Film, sert sosyal eleştirilerde bulunarak izleyenleri düşündürüyor ve aynı zamanda sürpriz hamlelerle izleyiciyi koltuğa mıhlıyor. Eğer aksiyonla harmanlanmış derin bir toplumsal mesaj arıyorsan, TV+ üzerinden Snowpiercer’ı izlemeye başlayabilirsin!

13. Talk To Her (2002)

Pedro Almodóvar’ın yönettiği Talk to Her, insan ilişkilerinin karmaşıklığını ve yalnızlıkla baş etme biçimlerini derinlemesine keşfeden duygusal bir drama. Film, iki adamın hastanede komada yatan kadınlara olan ilgilerini ve bu bağların zamanla nasıl derinleştiğini anlatıyor. Benigno (Javier Cámara) ve Marco (Darío Grandinetti), sevdikleri kadınların komaya girmesinin ardından, onlarla iletişim kurma çabalarını sürdürüyor. Ancak her biri farklı bir bağ kurarak, kendi içsel dünyalarındaki yalnızlıklarıyla yüzleşiyor.

Talk to Her, Almodóvar’ın usta anlatımı ve karakter odaklı yapısıyla dikkat çekiyor. Film sevgi, arzular, yalnızlık ve iletişim temalarını dokunaklı bir şekilde işlerken, ilişkilerin bazen en garip şekillerde gelişebileceğini gösteriyor. Eğer insan ruhunun derinliklerine inen, duygusal anlamda etkileyici bir film arıyorsan, Talk to Her seni ters köşe sahneleriyle hem şaşırtacak hem de tatmin edecek!

14. Julieta (2016)

Yine Pedro Almodóvar’ın yönetmiş olduğu Julieta, izleyiciyi kayıp, pişmanlık ve aile bağları üzerine yoğunlaşan duygusal bir yolculuğa çıkarıyor. Film, Julieta (Emma Suárez) adlı kadının geçmişiyle yüzleşmesini anlatıyor. Kızının birdenbire kaybolmasının ardından, Julieta hayatının en büyük kaybıyla baş etmeye çalışırken, geçmişteki acılar ve hatalar birer birer yüzeye çıkıyor. Julieta'nın hikayesi sevgi, suçluluk ve affetme gibi evrensel temalar etrafında şaşırtıcı bir biçimde şekilleniyor.

Almodóvar, görsel zenginlik ve duygusal derinliği bir arada sunarak, izleyenleri karakterin içsel dünyasına çekiyor. Julieta sadece bir aile dramı değil, aynı zamanda geçmişin etkilerini ve insanların birbirlerine karşı hissettikleri karmaşık duyguları da inceleyen bir film olarak favorilerden. Eğer duygusal derinlik ve karakter odaklı anlatımlarla ilgileniyorsan, Julieta seni sürpriz bir sinematik deneyime davet ediyor.

15. The Pact (2012)

Nicholas McCarthy’nin yönettiği The Pact, kayıp, aile sırları ve doğaüstü unsurları bir araya getiren bir gerilim-korku filmi. Hikaye, annesinin ölümünün ardından çocukluk evine dönen Annie’nin (Caity Lotz) yaşadıklarına odaklanıyor. Başlangıçta yalnızca geçmişle yüzleşmeye çalışan Annie, evde açıklanamayan olaylar meydana geldikçe, karanlık aile sırlarının ve gizemli bir varlığın peşine düşmek zorunda kalıyor.

Ters köşe filmler listesinde yerini alan The Pact, atmosfer yaratma gücüyle öne çıkan, temposu kontrollü bir yapım. Korkuyu anlık şoklardan çok, yavaş yavaş tırmandıran anlatımı sayesinde gerilimi yüksek tutuyor. Eğer klişelere boğulmadan, gizem ve korkuyu dengeli şekilde sunan bir film arıyorsan The Pact iyi bir tercih olabilir!

16. The Pact 2 (2014)

Camilla Belle ve Scott Michael Foster’ın başrollerinde yer aldığı The Pact 2, ilk filmin bıraktığı yerden devam eden bir gerilim-korku hikayesi sunuyor. Film, seri katil Judas Killer’ın cinayetlerinin üzerinden zaman geçmesine rağmen, izlerinin hala silinmediği bir dünyaya dönüyor. Yeni başkarakter June, hayatında yolunda gitmeyen konularla uğraşırken, tüyler ürpertici rüyalar görmeye başlıyor. Bu rüyalar, onu geçmişteki cinayetlerle ve hala karanlıkta kalan gerçeklerle bağlayan bir zincirin halkaları haline geliyor.

The Pact 2, polisiye gerilim ile doğaüstü unsurları harmanlayarak, yavaş yavaş tırmanan bir atmosfer kuruyor. İlk filmdeki karanlık ve tekinsiz ton korunurken, hikaye yeni bir karakter üzerinden genişletiliyor. İlk filmi izledikten sonra hikayenin devamındaki sırları merak edersen, The Pact 2 sana bu kapıyı aralayan bir devam filmi olacak. Üstelik bu filmde de seni ters köşe edecek sahneler dolu!

17. Parasite (2019)

Bong Joon-ho’nun imzasını taşıyan Parasite, sınıf farkı ve toplumsal adaletsizlik temalarını kara mizah ve gerilimle harmanlayan çarpıcı bir drama. Film, geçim sıkıntısı çeken Kim ailesinin, varlıklı Park ailesinin hayatına adım atmak için kurnazca planlar yapmasını konu alıyor. Başta masum görünen bu yakınlaşma, zamanla kontrol edilemez bir gerilime ve beklenmedik sonuçlara dönüşüyor.

Parasite, güçlü karakter yazımı, katmanlı senaryosu, ters köşe sahneleri ve ustalıklı diyaloglarıyla öne çıkıyor. Hikaye, sınıflar arasındaki görünmez duvarları gözler önüne sererken izleyenleri empati ve sorgulama senaryoları arasında bırakıyor. Eğer düşündüren, tempolu ve güçlü finaliyle aklında kalacak bir film arıyorsan, Parasite’i mutlaka yeni ters köşe filmler listene dahil etmelisin!

18. The Body (2012)

Oriol Paulo’nun yönettiği The Body, gizem ve gerilimi ustaca bir araya getiren İspanyol yapımı bir film. Hikaye, morgdan kaybolan bir kadın cesedinin peşine düşen Dedektif Jaime Peña’nın (José Coronado) soruşturması etrafında şekilleniyor. Cesedin izini sürerken, ölen kadının kocası (Hugo Silva) baş şüpheli haline geliyor. Ancak olaylar ilerledikçe sıradan bir cinayet dosyası gibi görünen durum, içinden çıkılması zor bir bulmacaya dönüşüyor.

The Body, temposunu iyi ayarlayan, ipuçlarını adım adım ortaya çıkararak merakı sürekli canlı tutan bir yapım. Hikaye ilerledikçe, geçmişten gelen sırlar ve karakterlerin sakladıkları gerçekler, izleyenleri ters köşe yapacak bir finale doğru sürüklüyor. Eğer gerilimi yüksek, zekice kurgulanmış ve finalinde tatmin edici sürprizler sunan bir polisiye arıyorsan, The Body en iyi ters köşe filmleri arasında!

19. Saw (2004)

James Wan’ın yönettiği Saw, gerilim ve korku türünü farklı bir noktaya taşıyan, kurgusuyla ters köşe filmler listesine adını yazdıran dikkat çekici bir yapım. Film, gözlerini kirli bir banyoda zincirlenmiş halde açan iki adamın, nasıl ve neden orada olduklarını çözmeye çalışmalarıyla başlıyor. Kısa süre içinde bunun Jigsaw adında sadistik bir seri katilin kurduğu ölümcül bir oyun olduğu anlaşılıyor. Hayatta kalabilmeleri için, oyuncuların kendi sınırlarını ve ahlaki çizgilerini zorlamaları gerekiyor.

Şiddet öğeleri içeren Saw, izleyen kişileri sürekli düşünmeye iten bulmaca tarzı bir kurguya sahip. Finalindeki güçlü ters köşe, Saw’yı sadece bir korku filmi olmaktan çıkarıp, türünün unutulmazları arasına sokuyor. Eğer gerilimi yüksek, zekice planlanmış ve etkileyici bir sonla tamamlanan filmleri seviyorsan, Saw tam senlik!

20. Looper (2012)

Rian Johnson’ın yönettiği Looper, bilim kurgu ve aksiyonu zaman yolculuğu temasıyla birleştiren sürükleyici bir film. 2044 yılında geçen hikayede, “Looper” adı verilen kiralık katiller, gelecekten gönderilen hedefleri ortadan kaldırmakla görevli. Joe (Joseph Gordon-Levitt), işini rutin bir şekilde yaparken, bir gün karşısına gelecekteki kendisi (Bruce Willis) gönderiliyor. Bu karşılaşma hem kendi hayatının hem de geleceğin gidişatını değiştirecek karmaşık bir kovalamacaya dönüşüyor.

Looper, zaman yolculuğu temasını sadece aksiyon sahneleriyle değil, aynı zamanda karakterlerin ahlaki seçimleri ve kişisel çatışmaları üzerinden işliyor. Film, tempolu anlatımıyla izleyiciyi içine çekerken, geleceği değiştirme fikrini farklı bir bakış açısıyla ele alıyor. Eğer bilim kurgu ve gerilim türünde, sürpriz sahnelere sahip düşündürücü hikaye arıyorsan, Looper izlemekten keyif alacağın filmlerden biri olacak.


TV+ ayrıcalığıyla en yeni filmleri ve unutulmaz yapımları her an her yerde izleyebilme özgürlüğüne sahip olmak kulağına nasıl geliyor? Heyecan dolu TV+ filmlerini tablet, bilgisayar, televizyon ya da telefondan izleyebilir; yüksek kaliteli ve reklamsız  sinema keyfini dilediğin gibi yaşayabilirsin. Hadi, başlangıcı ters köşe filmlerle yap!